|
Bilmesenizde Olur . .
|
03-07-2008 11:04 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Kaldırım:
Bunun "kaldırmak" ile bir ilgisi var gibi görünse de (otoyolun yükseğinde olması açısından), asıl kökeni Rumca'dır. Rumca'da "kali", "iyi" anlamındadır (kalimera: günaydın, iyi günler). "Dromos" (sondaki "s" genelde okunmaz) ise "yol" anlamını taşır. Yani kali-dromos: iyi-yol; yani yürümeye elverişli, taşsız, tozsuz, çamursuz yol...
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:05 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Lahmacun:
Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır. Arapça'da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm" ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et...
Anahtar:
Bu sözcüğün kökü, Eski Anadolu Rumcası’nda "anihto" (açmak) eylemidir. "Anihtiri" ise "açmaya yarayan" anlamındadır.
Kilit:
Yine Rumca'daki "kleo" (kapatmak) eyleminden türeyen "kleidi" ("klidi" diye okunur; "kapamaya, kilitlemeye yarayan" anlamında...) sözcüğünden gelmektedir.
Ameliyat:
Arapça'daki "amel" (iş, eylem) sözcüğünden geliyor. Gerçek anlamı, "işlemler, eylemler"dir. Bizde ise, "yetkili uzmanın hastaya uyguladığı işlem" (genelde cerrahi) olarak anlaşılır.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:07 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Hoşaf: Hoşaf sözcüğü hoş ab sözcüğünden gelmektedir.
Seksen-Doksan: *Seksen ve doksan sözcükleri sekiz on ve dokuz on sözcüklerinin birleşiminden gelmektedir.
Bilezik: Bilezik sözcüğü bilek ve yüzük sözcüklerinin birleşiminden gelmektedir.
Çeyrek: Çeyrek sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür. Aslen Farsça çehar( dört) yek (bir) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. Sözcüğün anlamı da zaten dörtte bir demektir.
Şeftali: Şeftali de aslen Farsça bir sözcüktür. Orijinali şeft-i alu biçimindedir. Anlamı ise etli erik demektir.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:08 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Namaz kılmadan önceki temizlenmeyi anlatan “abdest” kelimesi Farsça âb “su” ve dest “el” kelimelerinden oluşmaktadır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte tanıdığı bu kelime kısa zamanda Türk kültür hayatını etkilemiş ve pek çok yeni kelimenin deyim ve atasözünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Abdest almışız, bozmuşuz, tazelemişiz. Dini bütün olanları nitelemek için yine bu kelimeyi kullanmışız: “Abdestsiz yere basmıyor”, “abdestinde namazında” diyerek dinî görevlerini titizlikle yerine getirenleri ifade etmişiz. Bugün bu kelime Türkçe Sözlük’te “aptes” imlasıyla tespit edilmiş durumdadır. Hatta Latincesi “Poterium spinosum” olan gülgillerden bir bitkiyi “aptesbozan otu” diye adlandırmışız. Abdesthane ise “el yıkama yeri” anlamına geliyor. Def-i hacet edilen yer, ayakyolu… Araplar da bu anlamda “kenef” ve “helâ” kelimelerini kullanıyorlar. Kenef, “derme çatma yer, kulübe”; helâ ise “boş yer” anlamını taşıyor.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:09 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
İksirler yenileyici ve şifa verici olduğu inanılan içkilerdir. Bu terim ilk önceden simyagerler tarafından (aynı zamanda felsefe taşı olarak bilinen) basit metalleri altına dönüştüren, hastalıkları tedavi eden ve yaşamı uzatan maddeyi tanımlamak için kullanılırdı. Simyagerler her ne kadar bu kelimeyi türetmişlerse de, böyle bir madde konusundaki inanç simyadan önce de vardı ve sürekli olarak mitoloji ve din tarihinde rastlanır.
Bu kelime, Latince elixir kelimesinden kaynaklanır ve eliksir de Arapça el-iksir kelimesinin Latinceleşmiş bir şeklidir. Grekçe'de tıp ve simya dönüşümü için kullanılan kuru bir toz olan xerion kelimesine akrabadır.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:10 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Artık pek kalmadı ama eskiden fare kapanlarına zehirli peynir konurdu. İngiliz bilim adamları şimdi peynir yerine çikolata tavsiye ediyorlar. Çünkü fareler tatlı yiyecekleri seviyorlarmış.
Manchester Metropolitan Üniversitesi bilim adamlarının son araştırmalarına göre fareler, şeker oranı yüksek olan meyve veya tohum gibi yiyecekleri peynire tercih ediyorlar. "Fareler neredeyse peynir veya benzer yiyecekler olmadan gelişmişler" diyor ekibiyle birlikte farelerin ve diğer hayvanların beslenme alışkanlıklarını araştıran David Holmes. Bununla birlikte fareler, doğal çevrelerinde bulunmayan peynirin yoğun kokusuna tepki gösteriyor. Fakat deneyler sırasında peynir kokusunun geldiği yöne doğru yönelen fareler peyniri asla yememişler
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:11 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Malezya'dan Tayland'a giderken yanlış otobüse binen bir kadın, gittiği bölgede çevreyle iletişim kuramadığı için ancak 25 yıl sonra ailesine kavuşabildi. Yerel basındaki haberlere ve yetkililerin verdiği bilgiye göre, Malay Müslümanı Jaeyaena Beuraheng adlı kadın, Budist Tayland'ın güneyinde Müslüman çoğunluğun yaşadığı üç bölgeden biri olan Narathivat'a gittiğini sandığı otobüse Malezya'da bindi. Bu otobüsle kuzeydeki Bangkok yönünde 1200 kilometre öteye giden kadın, burada yine yanlış otobüse binince bir 700 kilometre daha uzağa gitti. Bulunduğu bölgede 5 yıl dilencilik yaptıktan sonra 1987 yılında yakalanan ''dilsiz'' kadın, bir evsizler yurduna yerleştirildi. Kadının gitmek istediği Narathivat'tan evsizler yurduna çalışmaya gelen 3 öğrencinin kendisiyle iletişim kurabilmesi sayesinde, bugün 76 yaşında olan kadın 8 çocuğuna kavuştu. Evsizler yurdu yöneticisi Jintana Satjang, ''Müslüman kıyafetli öğrencilerle konuşmaya başlaması üzerine dilsiz olmadığını fark ettik'' dedi. Yurt personeli, çıkardığı sesleri komşu Myanmar'daki bir aşiret dili olan Mon'a benzetmesi nedeniyle kadını ''Bayan Mon'' olarak adlandırdı. Tayland'ın Müslüman 3 bölgesi, yüz yıl önce Bangkok'a katılmıştı ve kültürel olarak ülkenin geri kalanından farklı kaldı. Burada nüfusun yüzde 80'i Müslüman ve genelde Malay dili konuşuluyor.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:12 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Sinek, saniyede 500 kere çırptığı kanatları ve müthiş uçma yeteneği ile bir yaratılış harikasıdır. Onu önemli kılan bir diğer özelliği ise, müthiş komplekslikte binlerce merceği olan gözleridir. Bir sinek, başının sağ ve sol taraflarında 4000'er ayrı bölme bulunan, toplam 8000 bölmeli petek gözlere sahiptir. Bu 8000 bölmenin her birinde, görüntüyü farklı açılardan gören birer mercek vardır. Sinek bir çiçeğe baktığında çiçeğin tüm görüntüsü, sineğin sahip olduğu 8000 ayrı mercekte ayrı ayrı belirir. Sineğin beynine ulaşan bu farklı görüntüler, bir yap-boz oyunundaki parçaların birleşmesi gibi birleşirler. Bu binlerce farklı parçanın birleşmesi sonucunda ise sinek için anlamlı bir çiçek görüntüsü oluşur. 1
Sinek son derece küçük bir canlıdır. Gözlerinde binlerce mercek bulunması, gördüklerini anlamlı hale getirecek bir beyin sistemine sahip olması olağanüstü bir durumdur. Bizler ancak bu canlıyı incelediğimizde bu bilgiye sahip oluruz. Oysa yeryüzündeki tüm sinekler, yaratıldıkları ilk andan itibaren bu mükemmel yapıya sahiptirler. Çünkü onlar da, yeryüzündeki canlıların tümü gibi, Allah'ın yarattığı birer mucizedirler; araştırıp inceledikçe insanı hayrete düşüren eşsiz yaratılış harikalarıdırlar.
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:13 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
-İsviçreli Cece Leclere, tıp adamlarınca "megavizyon" diye adlandırılan çok üstün bir görme yeteneğine sahipti. Kumaşların,kalın astarlı zarfların, perdelerin, hatta bazen tuğla duvarların arkasını bile görebiliyordu. Ancak insanlar kendisini hasta ediyordu,çünkü insanların iç organlarını görmek onu tiksindiriyordu.
-İspanya'da İnnece Fernandece isimli bir kadın 11.000 geceyi uykusuz geçirmiştir. Hiç uyuyamayan kadın sadece bir defa tıbbi operasyon sırasında 2 kat anestezi etkisiyle uyutulabilmiştir.
-En uzun kalp durması 4 saattir. Bir Norveçli, Aralık 1987'de denize düşmüş, kalbi durmuş, vücut ısısının düşüklüğü nedeniyle yeniden yaşatılmıştır.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |
03-07-2008 11:15 PM |
|
Gorkem
Kıdemli Üye

Mesajlar: 415
Grup: Kayıtlı
Katılım: Jul 2008
Statü:
Çevrimdışı
Karma Puanı: 300
Açtigi Toplam Konu: 74
Teşekkür Etti 0
0 Mesajında 0 Teşekkür Aldı
|
Cvp: Bilmesenizde Olur . .
Yer Ingiltere. Birkac yuzyil oncesi. Adamin biri cinayetten iceri atilir. Bir avukat bulunur adama. Ilk
gorusmelerinde avukat "Merak etme seni kurtaracagim"der. Adam da avukata guvenir ve mahkemeye cikar.Karar: Idam.
Adam avukata kizar, kopurur. "Hani benikurtaracaktin?" der. Avukat da "Sen merak etme. Bu
daha birsey degil. Temyiz var. Seni kurtaracagim" der.Dava temyize gider. Karar: Idam.
Adam yine avukata doner ve sorar. "Hani temyizde beni kurtaracaktin?". Avukat gayet sakindir. "Dur daha, bu karar Avam Kamarasi'nda oylanacak. Seni kurtaracagim."
Dava Avam Kamarasi'na gider. Karar: Idam. Efendim lafi uzatmayalim. Daha sonra Lordlar Kamarasi ve Kralice'nin onaylari vardir sirasiyla. Bu surecte olanlar malum. Kralicenin de onaylamasi ile daragaci kurulur. Adami sandalyeye cikarirlar. Avukatla gozgoze
gelen adamin tum ofkesi bakislarina yansimistir.Avukat ise hala son derece sakindir. Gozleriyle isaret
ederek merak etmemesini, onu kurtaracagini anlatmaktadir adama. Adamin ise artik umudu
kalmamistir. Cellat gelir, sandalyeyi iter ve talihsiz adam boynunda iple sallanmaya baslar. O sirada avukat kalabaligi yararak daragacina dogru kosmaya baslar, merakla ne yapacagini anlamaya calisan cellati bir hamlede gecer, ipi keserek adami kurtarir. Tabii
ortalik ayaga kalkar, bu sefer hem idam mahkumu adam,hem de avukat yakalanir. Avukata bunu neden yaptigi sorulunca cevabi soyle olur: "Bu adam idam mahkumuydu.
Siz de onu idam ettiniz. Adamin olup olmemesi sizi ilgilendirmez, kanunda "idam edilir" yaziyor, "idam edilerek oldurulur" yazmiyor. Idam gerceklesmistir." Bunun uzerine kimse adami tekrar asmaya cesaret edemez, adam belki de haklidir diye. Olay karar icin yeniden Kralice'nin onune gelir. Kralice, zekasindan
dolayi avukatin iddiasini dogru bulur ve adami affeder. Bu olaydan sonra, ilgili kanun maddesi
degistirilerek "idam edilerek oldurulur" seklinde yeniden duzenlenir.
|
|
|
|
|
Teşekkür Edenler |
|
 |